Cüneyt Özdemir ile Twitter Üzerine

08 Ocak 2010 Cuma

Cüneyt Özdemir, CNN Türk'te yayınlanan 5N1K adlı televizyon programından ve Dipnot'tan ilgiyle izlediğim bir isim. Bunların yanı sıra Cüneyt Özdemir "iyi bir Twitter kullanıcısı" da. Bu noktada onu çok daha yakından izleme, günlük hayatın koşturmacası içerisinde neler düşündüğünü öğrenme şansım da var. Cüneyt Özdemir gibi bir ismin, bir gazetecinin, Twitter'ı böylesine aktif kullanmasını önemsiyorum. Çünkü bu, medya ve iletişim anlayışındaki değişmin artık gazeteciler ya da televizyon programcıları tarafından da kanıksanmaya başladığını gösteriyor.

Televidyon ekranlarının taze programı Internet Superstar, bu konuda Cüneyt Özdemir'le çok tatlı bir söyleşi gerçekleştirmiş. Cüneyt Özdemir ile dolu dolu bir Twitter sohbeti için, lütfen bağlantıyı izleyin: http://televidyon.com/p/2152/

Read more...

Röportaj: Prof. Dr. Tayyar Arı ile Orta Doğu ve Türkiye-ABD İlişkileri Üzerine

07 Ocak 2010 Perşembe

Politik Akademi, 2009'da olduğu gibi 2010'da da akademik bilgi üretmeye ve bu bilgiyi paylaşmaya devam ediyor. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayyar Arı ile birlikte gerçekleştirdiğimiz "Orta Doğu ve Türkiye-ABD İlişkileri" konulu röportajımızı mutlaka okumanızı öneriyorum.

Orta Doğu ve ABD üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. Tayyar Arı ile gündeme ışık tutan çok geniş boyutlu bir röportaj gerçekleştirdik. Özellikle Barack Obama öncesi ve sonrası ABD dış politikasını ve bunun Orta Doğu'ya yansımalarını ele aldığımız röportajda ayrıca Türkiye'nin "komşularla sıfır sorun" politikasını, 1 Mart tezkeresini ve yaşanan açılım süreçlerini konuştuk. Eminim, bu röportajda siz de aradığınız birçok soruya cevap bulacaksınız!

Sözü fazla uzatmadan, röportaja ulaşabileceğiniz bağlantıyı paylaşıyorum, şimiden iyi okumalar size: http://politikakademi.blogspot.com/2010/01/prof-dr-tayyar-ar-ile-orta-dogu-ve.html

Read more...

Avatar'ın Düşündürdükleri

Uzun zamandır Avatar filmini izlemek istiyordum. Son Friend Feed buluşmasında Bursa'daki blog yazarları hep beraber bu filmi izlemişler ama ben aralarına katılamamıştım ne yazık ki. Açığı bugün kapatabilim ve Avatar'ı üç boyutlu olarak AFM sinemalarında izledim.

Filmin hikayesi 22. yüzyılda, Pandora adlı bir uydua geçiyor. Pandora adlı bu uyduda üç metre boyunda, mavi insansı canlılardan oluşan bir kabile yaşamakta. Kabilenin özelliği bu uydunun doğal yaşamına ayak uydurmaları ve bu doğa içinde var olmaları. Öyle ki kabile halkı için tanrı, altında yaşadıkları bir ağaçtan ibarettir. Oysa herşey değişecektir çünkü bu uyduda insanoğlu için çok değerli bir maden yatağı bulunmaktadır. Bu kaynakların elde edilmesi ve haliyle Pandora'nın doğasının katledilecek olması söz konusu kabile ile ABD ordusunu karşı karşya getirecektir. Bunun üzerine ABD'nin yaptıkları Afganistan'da ya da Irak'ta yaptıklarından çok da farklı olmayaktır ve ABD Irak ya da Afgan halkına yaşattığı acıları aynı şekilde Pandora halkına da yaşatacaktır.

Bu noktada filmin siyasal bir mesajı da olduğunu düşünmekteyim ve bunu önemsiyorum. Bu mesaj üzerine uzunca düşünmek gerekiyor, sanırım filmle birileri gevşetilmeye çalışılıyor. ABD'ye karşı oluşan muhalefet biraz olsun yumuşatılmaya çalışılıyor. İnsanlar ABD'ye, en azından filmde, oh olsun diyerek rahatlıyorlar ve belki de Irak'ta ya da Afganistan'da yaşananlar unutulmaya başlıyor. Tabii bunlar bilinç düzeyinde olmuyor, bilinç altına bakmak gerekmekte...

Tüm bunları kafamda kurunca, düşünmeye de başladım. Üniversitede siyaset bilimi ve psikoloji alanında çalışan hocalarımla görüşerek böyle birşeyin olup olmayacağını araştıracağım. Eğer hocalarımdan böyle birşeyin olabileceğine dair ciddi bir mesaj alırsam; film üzerine bir belgesel hazırlayabilirim sanıyorum, tabii uygun ekipmanı ve ekipmanı kullanabilecek ekibi organize edebilirsem. İş ciddiye binerse, burada gelişmeleri sizlerle de paylaşacağım..

Read more...

Türk Dış Politikası'nın Türkiye'ye Yansımaları

05 Ocak 2010 Salı

Dış politikanın, iç politikadan bağımsız değerlendirmesi çok da kolay olmayan birşey. Aynı şekilde ve hatta daha da zor olan birşey ise iç politikayı, dış politikadan bağımsız bir şekilde değerlendirmeye çalışmak.

Şüphesiz ki, iyi bir iç politika tahlili yapabilmek için o ülkenin dış politikasına ve hatta uluslararası konjonktüre bakmak gerekiyor. İç politikada yaşanan gelişmelere bu çerçeveden bakıldığı zaman taşların birer birer yerine oturduğunu gözlemliyorsunuz.

II. Dünya Savaşı sırasında uygulanan Türk Dış Politikası'nın Türkiye'ye yansımaları; aslında ne demek istediğimi çok net özetliyor. Bu süreci Doç Dr. Göksel İşyar'ın "Karşılaştırmalı Dış Politikalar" kitabından özetleyerek aktarıyorum: "Almanya güçlü olduğu sıralarda, basına her türlü sıkı denetim ve sansür uygulandığı halde, Türkiye'deki gazetelerin hemen hergün Almanya'yı övmelerine ve Türk Turancı akıma destek çıkmalarına göz yumuldu. Almanya'nın Stalingrad yenilgisi sonrasında ise, durum tam tersine döndü. Buradan birkaç ay sonra (Temmuz 1943) basın-yayın organlarında, Türkçü, Turancı akımlara birdenbire savaş açıldı. Cumhurbaşkanı İnönü de, 19 Mayıs törenlerinde yaptığı konuşmada, 23 milliyetçinin mahkemeye sevkedildiğini söyledi. Irkçı-Turancıların gizli tertipler içinde oldukları suçlaması yöneltildi. Duruşmaların ardındansa, bunlar çeşitli cezalara çarptırıldılar. Ama, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov, 7 Haziran 1945 tarihinde, Boğazlar'dan üs ve Doğu Anadolu'dan toprak isteyen notayı gönderince, Yargıtay, sağcıların bu mahkumiyetini hemen kaldırdı. Türkiye, Truman Doktrini çerçevesinde ABD ile yakınlaşmaya başlayınca da, bütün bu kişiler aklandılar."

Malumunuz bugün için, politik gündemimizi oluşturan davalar arasında en önde geleni Ergenekon Davası. Bu davayı anlamak için de, Türkiye'ye değil, Türk Dış Politikası'na bakmamız gerekmekte diye düşünmekteyim. Sanırım, yaşadığımız tüm bu süreç konjonktürün Türkiye'ye yansımasından ileri gelmekte..

Read more...

Politika Dergisi Ocak 2010 Sayısı Yayınlandı

04 Ocak 2010 Pazartesi

Politika Dergisi, 19. sayısıyla yayında. Derginin bu sayısı da en az önceki sayılar kadar dolu. Özellikle yapılan röportajlar oldukça ilgi çekici: Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Tayfun Özkaya ve Atakan Günay röportajlarını mutlaka okumalısınız.

Röportajların yanı sıra derginin içerisinde yer alan makaleler de Türkiye'nin politik ve kültürel gündemine ışık tutmakta.

Tüm bu röportaj ve makalelere hiçbir ücret ödemeden ulaşmak için www.politikadergisi.com adresini kullanabilir ya da buraya tıklayabilirsiniz: Politika Dergisi

Umut ediyorum; final sınavlarımdan arta kalan zaman zarfında, Şubat 2010 sayısı için ben de bir makale hazırlayabilir ve bu makalemi Politika Dergisi okurlarıyla paylaşabilirim.

Read more...

2010 Sona Ermeden

03 Ocak 2010 Pazar

Daha öncesinde de planlar yapmıştım, plan yapmayı seven birisi olarak yıl başlarını görmezden gelemezdim pek tabii. Bugün için de değişen pek birşey olmadı, yeni yıla girdik gireli 2010'a dair planlar yapmayı düşünüyorum. Daha doğrusu, 2010'da yapmam gerekenleri, öğrenmek ve yapmak istediklerimi kayıt altına almak istiyorum. Ne mi tüm bunlar? Haydi başlayalım 2010 listesini yapmaya:

  • Akademik gelişimim noktasında Uluslararası İlişkiler öğrenimimi en iyi şekilde sürdürmeyi ve Genel Akademik Not Ortalama'mı 4.00 üzerinden 3.00'ın üzerine taşımayı istiyorum. Yine aynı şekilde Medya ve İletişim öğrenimimde de başarılı olmayı, bunun için gereken ne varsa yapmak istiyorum.
  • Uluslararası İlişkiler, Medya ve İletişim'in yanı sıra Sanat Tarihi, Tarih, Sosyoloji veya Felsefe gibi bir alanda ayrıca yan alan öğrenimime başlamak istiyorum.
  • Tüm bunların yanı sıra İngilizce dil seviyemi en iyi düzeye yükseltmeyi ve okuma, yazma ve konuşma noktasında hiçbir sorunum kalmamasını sağlamayı istiyorum.
  • 2010 içerisinde, daha öncesinde hazırladığım blog kitabını revize edip yayınlamak ve artık bu sorumluluktan kurtulmak istiyorum.
  • Edebi ve bilimsel makale yarışmalarında gösterdiğim başarıları 2010'da da devam ettirmek ve hatta çok daha fazla ödül almak istiyorum.
  • Politik Akademi'yi en iyi şekilde yönetmek ve çok geniş bir bilgi kaynağı haline getirmek istiyorum.
  • Bilgi teknolojileri ve bu teknolojilerin medyaya uyarlanması konusunda kendimi geliştirmek ve öğrenebildiğim hemen herşeyi öğrenmek istiyorum.
  • Politik Akademi'nin yanı sıra yeni projeler gerçekleşirmek ve projelerimin devamlılığını sağlamak istiyorum. Örneğin bir meslek rehberi hazırlamak ve üniversiteye hazırlanan öğrencilere kılavuzluk yapmak gibi...
  • En azından haftada bir kez olmak üzere, bir yıl boyunca toplam 50 adet kitap okumak, 50adet  de film izlemek istiyorum.

Tüm bunları 2010 içerisinde yapabilecek miyim? Bilmiyorum... Ama 2009'a nazaran çok daha fazla şey yapabileceğime inanıyorum! Yine de herşeyi zaman gösterecek, bekleyip hep beraber göreceğiz...

Read more...

Avrupa Birliği ve Türkiye'nin MC'ye Katılması

Avrupa Birliliği uzunca yıllardan beri Türkiye'nin gündeminde olan ve üyelik için halen beklemekte olduğumuz bir yapılanma. Kuşkusuz günümüz dünyasının en önemli oluşumlarından bir tanesi. Haliyle Türkiye'nin bu oluşumun içerisinde yer alması hemen her vatandaşımızın isteği. Ancak dünden bugüne yaşadığımız süreç yurdum insanını o kadar bunlattı ki artık insanlar Avrupa Birliği'ne ve birliğin değerlerine karşı tepki duymaya başladı. Özellikle üyelik sürecinde Türkiye'nin hassasiyetlerinin görmezden gelinmesi ve Türkiye'ye karşı uygulanan çifte standart, iyi yönetilemeyen Türk Dış Politikası ile beraber Avrupa Birliği umudumuzu büyük ölçüde tüketti.

Oysa konjonktürün Türkiye tarafından iyi okunması ve daha farklı bir dış politika izlenmesi sonrasında bugün bir Avrupa Birliği üyesi olmamız hiç de zor olmayacaktı sanıyorum. Çünkü benzer bir süreci, yüz yıllar öncesinde değil, sadece yetmiş seksen yıl öncesinde de yaşamış ve bu süreçten alnımızın akıyla ve hatta büyük bir politik başarıyla çıkmasını da bilmiştik. Milletler Cemiyeti'ne üyelik sürecimiz işte bu başarının öyküsüdür. Doç Dr. Göksel İşyar, bu süreci, Karşılaştırmalı Dış Politikalar adlı kitabında şöyle özetliyor:

"Türkiye'nın MC üyeliği, ülkemizin Avrupa Birliği kapılarında ve bekleme odalarında oyalandığı ve olmadık tavizler vermek zorunda bırakıldığı şu günlerde yaşananlarla karşılaştırılırsa, bir ülkenin bir örgüte onuruyla üyeliğinin bir göstergesi olarak çok önemli bir örnektir. Türkiye, dış politikayı Atatürk'ün bizzat yönettiği o günlerde, MC'den Konsey'de daimi üyelik (yani, bu örgütün en prestijli üyelik statüsü) elde etmeyi amaçlamıştır. Öte yandan, Atatürk, Türkiye'nin üyelik için başvurudan ziyade, davet edilmesini talep etmiştir. Dolayısıyla Türkiye'nin MC üyeliği, kendi başvurusuyla olmadı. İspanya'nın önerisi, Yunanistan'ın da desteğiyle, MC Meclisi, oybirliğiyle Türkiye'yi üyeliğe davet etti. Neticede, Türkiye'nin üyeliği, 18 Temmuz 1932 tarihinde, Genel Kurul'daki 43 üyenin oybirliği ile gerçekleşmiştir.Türkiye, MC'ye kayıtsız şartsız da üye olmamıştır. Bilakis bazı güçlü (o dönem için düşünülmesi bile zor olan) çekinceler ileri sürmüş ve bunları da kabul ettirmiştir."

İnsan tüm bunları okuyunca, ister istemez kendi kendine soruyor ve üzülüyor: "Nereden nereye?"

Read more...

Yasal Uyarı

Bu sitenin tüm hakları saklıdır. okanyuksel.com.tr adresinde yayınlanan tüm haber, makale ve röportajlar ancak kaynak gösterilmek ve okanyuksel.com.tr'nin ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi halde yayın yapanlar hakkında yasal işlem başlatılacaktır.

İletişim

E-Posta ile Okan Yüksel'e ulaşmak için tıklayınız. Hiçbir soru ve sorununuz cevapsız kalmayacaktır!

  © Free Blogger Templates Columnus by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP