Bilgisayar ve İnternet Geçmişim

09 Şubat 2010 Salı

On yılı aşkın süresi bilgisayar başında geçen bir hayatım oldu. Öncesinde, her bilgisayar kullanıcısı gibi ben de oyunlar oynayarak başladım bu serüvene. Şimdi durup da o ilk günleri düşününce Grand Theft Auto, Star Craft ve Diablo geliyor aklıma..

Sonrasında  ise Türkiye'de internetin yaygınlaşması süreci başlıyor ve oyunlardan kopuyorum. Artık internet dönemi başlamış oluyor benim için, ilk chat deneyimimi annem, babam ve ablam eşliğinde  kontrollü bir şekilde yaşıyorum. Ailecek bu olayı anlama ve değerlendirme fırsatımız dahi olmadan internetin daha farklı noktalarını da keşfetmeye başlıyoruz. Hayatımıza Superonline giriyor, Mynet giriyor. O zamanların popüler arama motoru ise AraBul. Ben hemen Mynet'in halen kullanılmakta olan MySite uygulamasını kullanmaya başlıyorum. Ve evet, böylelikle hayatımda ilk defa internet okuru olmanın yanı sıra internet yazarı da olmuş oluyorum! Artık ben bir internet okur-yazarıyım!

MySite'den yaptığım ilk yayın, okulda büyük yankı uyandırıyor. Aslında bu yankının altında benim yazıcıdan çıkarttığım ve sitemi tanıtan yüzlerce broşürün de etkisi oluyor. Sonra sitemde sınıfın en güzel kızını seçtiriyorum sınıf arkadaşlarıma, ardından sınıfın en yakışıklı erkeği geliyor. Sonrasında ise sınıfın en güzel kızını, sınıfın en yakışıklı erkeği olarak (Hayır, ankette hiçbir hile yapmadım!) yemeğe çıkartıyorum.

Sonrasında ikinci ve üçüncü yayınlarım başlıyor. Ders notlarımı yayınlamaya başlıyorum, sınavlar öncesinde ders kitaplarından özetler yayınlıyorum sitelerimde...
Günler böyle gelip geçerken, blog kavramını kaşfediyorum ve ardından Bloggum'da bir hesap açarak "Blogumda İlk Satırlar"ı yayınlıyorum. Tarih 4 Temmuz 2007! Sonrasında 2007 Bloggum Blog Ödülleri 1.liği geliyor ve hemen ardından da 2008 Blog Ödülleri Haber Gündem 1.liği...

Şimdilerde ise internet gazeteciliği ve blog yazarlığı üzerine bir kitap çalışması yürütüyorum. 2010 içinde kitabımı yayınlamak istiyorum, kim bilir belki de 2011'e kalır...

Read more...

Prof. Dr. İlber Ortaylı ve "Normal" Bir Darbe

08 Şubat 2010 Pazartesi

Prof. Dr. İlber Ortaylı akademik çevrelerin yanı sıra toplum tarafından da tanınmış ve düşüncelerine değer verilen bir akademisyen. Tarih üzerine yaptığı çalışmalar Türkiye'nin dününe ışık tutarken bugününü de anlamıza olanak sağlıyor.

Bugün Prof. Dr. İlbert Ortaylı yaptığı bir konferans ile yine gündemdeydi; MHP'nin Siyaset ve Liderlik Okulu'nda konferans veren Prof. Dr. İlber Ortaylı ordunun siyasete karışmasının kaçınılmaz olduğunu, bunun tarihsel gerçeklik taşıdığını savunarak şunları söyledi: ''Sivil siyaset kendini geliştiremezse darbe kaçınılmazdır."

Bu açıklama üzerine haliyle gündem baştan aşağı değişti. Askeri müdahale ihtimali üzerine yine tartışılmaya başlandı. Oysa ben bu ihtimali hesaplama işini çok güzel ve net bir biçimde 29 Haziran 2008 tarihinde formüle etmiş ve şunları yazmıştım: "TSK, elindeki mevcut güçlerle yurdum gündemine yön verme potansiyelini zaten elinde bulunduruyor. Hal böyleyken, karşımıza tek bir gerçek çıkıyor: TSK, silahlı bir müdahale yapacak kadar güçsüz değil! Belki 80'de güçsüzdü ama bugün değil!"

Bu formülasyonu yaklaşık iki yıl öncesinde yazmış birisi olarak bugün için takdiri size bırakıyorum. Bu formülasyonu kullanarak söz konusu ihtimalin bugün için ne kadar az ya da fazla olduğunu hesaplayabilirsiniz sanıyorum.

Son olarak Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın açıklamalrına tekrar dönecek olursam, aslında bu süre zarfında yaşananlar oldukça ironik bir boyuta da sahip. Prof. Dr. İlber Ortaylı, askeri bir müdahale ile sivillerin yönetimden uzaklaştırılmasının normal olduğunu açıklarken onu alkışlayan ve ödül veren insanların sivil siyaseti temsil eden milletvekilleri olması oldukça ironik ve hayli komik bir durum. Ki bu ironiye sadece MHP değil, aynı zamanda TBMM onur ödülünü Prof. Dr. İlber Ortalı'ya vermek üzere anlaşmaya varan Ak Parti de imza atmış oluyor. Hal böyle olunda ben bir kez daha Türkiye'nin çok da normal olmayan bir ülke olduğunu, bu noktada askeri müdahale de dahil hemen herşeyin bu ülkede normal karşılanabileceğini düşünmeye başlıyorum... Bilmem yanılıyor muyum?

Read more...

Yeni Video Kameram: Sony DSC-SX30E

06 Şubat 2010 Cumartesi

Uzun süredir işimi görebilecek bir video kamera arayışındaydım ve sonunda alacağım video kamerayı buldum. Hem Politik Akademi'deki röportajları kayıt altına alabilmek, hem de blogumda bir video blog oluşturabilmek için önemli bir adım attım bugün. Bir iki  haftalık araştırma sonrası Sony'nin DCR-SX30E model video kamerasında karar kıldım ve TEKNOSA'dan 529 TL ödeyerek aldım.

Aldığım video kameranın teknik özellikleri Sony'nin resmi sitesinde şöyle listeleniyor: http://www.sony.com.tr/product/sdh-standard-definition-on-memory-stick/dcr-sx30e#pageType=ProductBenefits

Dilerim bu video kamera ile Politik Akademi'de de blogumda da güzel işler çıkartabilirim. En geç Şubat sonuna kadar, kamera hakkındaki ilk izlenimlerimi ve belki de kamera ile çektiğim videoların bir bölümünü burada paylaşırım. Ayırca Politik Akademi için hazırlayacağımız çekimleri de Mart sonuna kadar yayınlarız sanıyorum. Bekleyin ve görün..

Read more...

II. Öğrenci Kulüpleri Arası Diyalog Kongresi

05 Şubat 2010 Cuma

Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüsti İlişkileri Topluluğu'unun Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Kulübü'nün proje ortaklığıyla organize ettiği II. Öğrenci Kulüpleri Arası Diyalog Kongresi'nde tebliğ sunacak isimler belirlenmiş.

Benim de tebliğ özeti yolladığım ve ne mutlu ki kabul edildiğim kongrenin akademik kurulunca belirlenen konular ve isimler şöyle:

KONU: 1980 Sonrası Dönemde Ülkemizde Yaşanan Siyasal Sorunlar ve Günümüze Yansımaları
Tuğrul Sarıkaya (Uludağ Üniversitesi) ve Okan Yüksel (Uludağ Üniversitesi)

KONU: 2008 Ekonomik Krizi ve Türk Ekonomisi Üzerine Etkileri
Nilüfer Özgönül (Celal Bayar Üniversitesi), Yiğit Noyan (Celal Bayar Üniversitesi), Serdar Küçük (Celal Bayar Üniversitesi), Mesut Özdil (Yıldız Teknik Üniversitesi) ve Sezgin Tilki (Yıldız Teknik Üniversitesi)

KONU: 2008 Ekonomik Krizinin Emek Faktörüne Etkileri ve Ülkemizde Güncel Sosyal Politika Sorunları
İsmail Bayram (Uludağ Üniversitesi), Hasan Kılıç (Ankara Üniversitesi), Özgür Altunbulak (Uludağ Üniversitesi), Hakan Karabulut (Ankara Üniversitesi) ve Burcu Mete (Ankara Üniversitesi)

II. Öğrenci Kulüpleri Arası Diyalog Kongresi'nde buluşmak dileğiyle. 27-28 Şubat 2010 tarihinde ve yine Bursa'da! Detaylı bilgi ise kongrenin resmi blogunda: http://okadkongresi.blogspot.com/

Read more...

Dost Olmak ve Dost Kalabilmek

03 Şubat 2010 Çarşamba

Malumunuz, uluslararsı ilişkiler okuyorum. Devetleri, devletlerin karar verme aşamalarını, bu aşamalara etki eden faktörleri falan filan.. Bunun yanında siyaset bilimi de görüyoruz, bu da cabası. Bu noktada devletlerden çok insana dair çıkarımlar yapıyorum ben, daha farklı bir söyleyişle insanlar ve devletler pek de farklı düşünmüyorlar. Sanki uluslararası toplum, arkadaş ortamımızdan hiç de farklı değil..

Ülkeler, aynı zamanda insanlar, Machiavelli'den bugüne "ben"cil davranmak ve duygularını bir tarafa koymak durumundalar. Bu durum da benim dost anlayışımla bağdaşmıyor. Özel ilişkilerimde olan görüşlerim dostluk için de geçerli. Yani insan dostlarıyla dostluklarını devam etmek için planlar yapmak durumda olmamlı. Dostluk politik birşey olmamalı, en anlamlı tarifiyle; insan kendisini rahatlıkla dostunun kollarına bırakabilmeli.

Gerçek hayat böyle değil, ne yazık ki. Kafamda kurduğum "dost", gereçek hayatta karşılığını bulamıyor ve yine bana, daha doğrusu insana, yalnızlık düşüyor. Yalnız olduğumu/zu görüyorum ve bu benim daha dik durmama vesile oluyor. Ayaklarım üzerinde duruyorum, çünkü bu hayatta yalnızım.

Peki dostlar ne oluyor, hayatımda nasıl bir yer işgal ediyor? Dostlar hayatımda işbirliği yaptığım ve ortak amaçlara sahip olduğum insanlar oluyorlar. Dostluğa bir antlaşma olarak bakıyorum, dostluk kağıda dökülmemiş ama kuralları ve özellikle denklemi olan bir antlaşma! Bu noktada size bir reçete sunma gereği duyuyorum. Daha doğrusu dostluğun denklemini sunuyorum, Schopenhauer'in kalemiden: İster kadın, ister erkek olsun, insanlara onlarsız da yapabileceğinizi hissettirmek isabetli bir hareket olur. Ve bu dostluğu kuvvetlendirir. Bu noktada doslarınıza onlarsız da yapabileceğinizi, dostluğunuzun sıhhati açısından mutlaka hissettirin derim.. Denenmiş ve başarısı tarafımdan onaylanmıştır.

Not: Bu yazıyı bundan yıllar öncesinde kaleme almıştım, aradan geçen zamanda söz konusu düşüncemin doğruluğuna hala inansam da artık derçek dostlarım olduğuna da inanıyorum.

Read more...

Yasal Uyarı

Bu sitenin tüm hakları saklıdır. okanyuksel.com.tr adresinde yayınlanan tüm haber, makale ve röportajlar ancak kaynak gösterilmek ve okanyuksel.com.tr'nin ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi halde yayın yapanlar hakkında yasal işlem başlatılacaktır.

İletişim

E-Posta ile Okan Yüksel'e ulaşmak için tıklayınız. Hiçbir soru ve sorununuz cevapsız kalmayacaktır!

  © Free Blogger Templates Columnus by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP